Ömer Turan yazdı: Amerika’nın Öteki Keşfi

23/05/2026 - 23:00
0 0
Ömer Turan yazdı: Amerika’nın Öteki Keşfi

İnsan yola çıktığında evini, sokağını, bildik yüzleri ardında bırakıyor; ama adının eski tınısını, dilinin sıcaklığını, alıştığı göğün rengini içinde taşıyarak bilinmez kıyılara varıyor. Her göç, biraz eksilme, biraz çoğalma, biraz unutma, daha çok da direnme biçimi…

Jorge Amado’nun Amerika’nın Türkler Tarafından Keşfi romanı da tam bu iç yolculuğun kapısını aralıyor.

Romanın daha ilk sayfalarında denizin tuzu, yolculuğun yorgunluğu ve gurbetin ince sızısı duyuluyor; ardından liman görüntüleri, yabancı adlar, yarım kalmış memleket kokuları doluyor anlatının içine. İnsanlar geliyor tanımadıkları yerlere; dilleriyle, inançlarıyla, hesaplarıyla ve arzularıyla… Ama vardıkları yerde başka bir adla çağrılıyorlar. İşte roman, tam da bu ad değişiminin, kimlik kaymasının, insan kalabalığının içinde başlıyor; yaşamın ticaretle, aşkın çıkarla, gülüşün kırgınlıkla yan yana durduğu o sıcak ve çalkantılı eşikte…

1912’de Brezilya’nın Bahia bölgesinde dünyaya gelen yazar, çocukluğunu kakao plantasyonlarının, liman kentlerinin, halk inançlarının, yoksulluğun, şenliğin ve toplumsal çatışmaların iç içe geçtiği topraklarda büyütüyor. Bahia, Amado için neredeyse tüm yapıtlarına kan veren ana damar…  Genç yaşta yazmaya başlayan Amado, ilk kitaplarından itibaren yoksulların, işçilerin, dışlananların, kadınların, siyahların, melezlerin, göçmenlerin ve kıyıda bırakılmış insanların dünyasına eğiliyor. Politik yaşamı da edebiyatı kadar çalkantılı… Sol düşünceyle kurduğu bağ nedeniyle baskılar görüyor, kitapları yakılıyor ve sürgüne gönderiliyor.

Roman, 1903’te Bahia’ya gelen Suriyeli Jamil Bichara ile Lübnanlı Raduan Murad çevresinde gelişiyor. Onlar, Brezilya’da “Türk” diye anılan Osmanlı pasaportlu Arap göçmenler aslında.

Jamil gençtir; diri, çalışkan ve hevesli. Para kazanma isteğinde. Dükkân açmak istiyor, geldiği toprağın bereketinden pay almayı da… Yeni yaşamın kapısında duruyor Jamil; elinde emek, içinde yükselme arzusu. Raduan’sa daha kıvrak bir kişilik. Oyun kurmada usta. Yaşamdan geçmiştir, insanı tanır. Kumar oynar, şiir okur, zaafların kokusunu uzaktan alır. Dosttur elbet; ama bu dostluğun içinde küçük hesaplar, ince yönlendirmeler, göz kırpan oyunlar da dolaşır. Romanın asıl anlatı gücü çoğu kez onun çevresinde toplanıyor. Raduan konuştuğunda romanın anlatım ekseni; masala, fıkraya, dedikoduya, tarihe, meyhane sohbetine doğru usulca kayıyor. Roman, onun sesiyle daha canlı, daha sıcak, daha insani…

İbrahim’in eşi Sálua öldükten sonra evin dengesi altüst oluyor. Sálua yaşarken hem dükkânı hem evi yönetmiş, aileyi toparlamış, erkeklerin gevşekliğini kendi becerisiyle örtmüş bir kadın… Onun yokluğunda dükkân da ev de çözülmeye başlıyor. İbrahim’in büyük kızı Adma, annesinden kalan yönetme gücünü devralıyor; ama onda annenin diriliği, esnekliği, gönül alıcı tarafı yok. Ev içinde buyuran, azarlayan, korkutan, huzuru bozan bir kadın o. İbrahim açısından çözüm net: Adma’yı evlendirmek… Böylece hem ev rahatlayacak hem dükkâna çalışkan bir damat gelecektir.

Jamil, bu aşamada en elverişli aday olarak öne çıkıyor. Çalışkanlığı, ticarete yatkınlığı, göçmen çevresinin içinden gelişi ve önünde açılan gelecek, onu aile hesabında parlak seçenek kılıyor. Ne var ki Adma’nın çevreye yayılan ünü çok da olumlu değil.  Adma, romanın en yaralı ve en sorunlu kişisi çünkü. İlk bakışta alay konusu ediliyor; huysuzluğu, bedensel çekicilikten yoksun sayılması, buyurganlığı, evde kurduğu baskı sürekli ön planda. Adma’nın katılığı, yaratılıştan gelen bir yapıdan çok; ona bakmayan, onu sevmeyen, onu sürekli eksik ve gecikmiş kadın sayan toplumsal çevrenin ürettiği bir savunma biçimi olarak okunmalı aslında… Bu nedenle Adma, roman boyunca acımasızlığın öznesi kadar, acının taşıyıcısı olarak da beliriyor.

Brezilya doğumlu Arap genci Adib, romanda hem göçmen köküne bağlı hem yerli topluma alışkın ara bir kişi. Onun Adma’ya yaklaşması, öpücüğü, sokakta gösterdiği ilgi, kadının içinde yıllarca kapanmış kapıları açıyor. Adma dönüşüyor; evin havası yumuşuyor, İbrahim rahatlıyor, Jamil ise ucundan döndüğü evlilikten kurtuluyor. Bu dönüşüm masalsı görünüyor ama masalın içinde toplumsal bir bakış da beliriyor. Sevgi, arzu ve görülme isteği insanda neyi değiştiriyor? Amado bu soruyu yer yer mizahi ve çokça incelikli bir dille anlatıyor.

Amado’nun dili bu romanda çok canlı. Cümleler kimi yerde uzun sofralar kuruyor, kimi yerde kısalıp sokak konuşmasına yaklaşıyor. Mizah, erotizm, dini göndermeler, yerel renkler, ticaret dili ve halk anlatısı yan yana… Allah, Şeytan, talih, tesadüf, arzu ve para aynı sahnede gezinmekte. Roman, okura sürekli şunu duyuruyor: yaşam tek kanaldan akmıyor; inançla kurnazlık, sevdayla çıkar, göçle yerleşme, hüzünle kahkaha aynı düzlemde…

Bu romanda mekân da kişilere eşlik eden canlı alan olarak duruyor. Bahia limanı, kakao bölgesi, dükkân, ev, sokak, meyhane ve genelevler romanın duygu haritasını kuruyor. Liman gelişin ve başlangıcın yeri… Dükkân, tutunma becerilerinin mekânı… Ev, aile içi baskının ve evlilik pazarlığının sahnesi. Sokak, tesadüflerin ve dönüşümlerin alanı. Meyhane ve genelevler ise sözün, hilenin, dostluğun, arzunun ve maskelerin yeri… Koca kıtayı bu küçük alanların içinden ustaca betimliyor Amado.

Tartışmalı anlatımlar da var romanda. Adma’nın bedensel betimlenişi, kadınların çoğu kez erkek arzusu çevresinde görülmesi ve kimi etnik kalıpların rahat kullanımı bugünün eleştirel okumasında oldukça sorgulanabilir düzeyde. Ancak metnin canlılığını da bu pürüzler büsbütün söndürmüyor. Çünkü roman, kendi neşesinin içinde rahatsızlık taşıyor. Okuru güldürüyor, düşündürüyor; hem sıcak anlatıya çağırıyor hem o sıcaklığın altında çalışan çıkar düzenini gösteriyor.

Amerika’nın Türkler Tarafından Keşfi, büyük tarih anlatılarına alttan bakan, göçmenlerin küçük hesaplarında geniş anlamlar bulan, kahkahayı eleştiri aracına dönüştüren özel bir roman. Amado burada Amerika’yı yeniden keşfettirmiyor; keşif sözü el değiştiriyor. Kıta, artık kralların, denizcilerin, fatihlerin sahnesi olmaktan çıkıyor; ticaretçilerin, göçmenlerin, kırgın kadınların, kurnaz dostların, fahişelerin ve yola tutunmaya çalışan insanların ortak alanı oluyor…

 

Amerika’nın Türkler Tarafından Keşfi

Jorge Amado

Çeviren: Yaşar Avunç

Kırmızı Kedi Yayınevi

 

 

 

Bu habere tepkiniz ne oldu ?

Beğendim Beğendim 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Güldüm Güldüm 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Duygulandım Duygulandım 0
Kızdım Kızdım 0

Yorumlar (0)

User