Yaşar Ercan yazdı: Günebakan 48: “Merhaba Canım”

21/05/2026 - 23:00
0 0
Yaşar Ercan yazdı: Günebakan 48: “Merhaba Canım”

Günebakan 48: “Merhaba Canım”

 

25 Mart 2026

merhaba. merhaba canım. merhaba klavye tuşlarının yerini unutan parmak uçlarım. bir yazı dosyasının ne düzende olması gerektiğini anımsamaya çalışan zihnim, merhaba. uzun zamandır bilgisayarın başına geçip zihnimi dinlendirecek, yazma hevesimi eyleyecek, gözümün önünde olan biteni kaydedecek bir güce, alana, kendime ait bir zamana uzaktım. aslına bakılırsa önce alan, sonra zaman, nihayetinde güce ulaştım ki bu satırları not ediyorum. klavyenin tuşuna her basışımda hafiflediğimi, dilime dolanan uzak zaman türkü nağmelerinin hastane koridorlarında uzaktan uzağa ve de istemsiz olarak dinlemiş olmamın tezahürü olduğunu ayrımsıyor, işte o an yaşamak bilincine varıyor, derin uykusundan kan ter içinde uyanan herhangi bir susuzun boğaz kuruluğuyla içiyorum ânı. an dediysem üzerine konuşulacak binlerce fotoğraftan oluşan yaşamsal döngüde olmazsa olmaz yer edinen bir devir gelmeli akla. zira son aylarda yaşadığımız stresi yoğun, kaygı düzeyi hiç azalmayan günlerden geçtik, geçiyoruz.

söze belki de şu mutlu haberi vererek başlamalıydım: Tilbe Ada her gecesi uykusuz ve her ânı sancılı bir yolculuğun ardından dünyaya geldi. bu güzel haberi gölgeleyen şey ise vaktinden önce dünyaya gelesinin tutmuş olmasıydı ki hâlâ bu aceleciliğin sıkıntılarının yücelttiği birtakım insanî sorunlarla baş etmeye çalışıyoruz. şükür ki -en azından şimdilik- her şey yolunda. 3 şubat akşamı beklenmedik şekilde başlayan doğum, ameliyathanenin kapısında ne kadar beklediğimi şu an kestiremeyeceğim bir zaman uzunluğunda sürdü. içeride menekşe, dışarıda ben ve telefonda onlarca dost ve akrabam için farklı boyutlarda akaduran zaman tükenip doktor kapıda göründüğünde bir şeylerin ters gittiğini anladım. ne ki bu terslik insanı darmadağın edecek karalıkta değildi. henüz kucağımıza alamadığımız Tilbe Ada’nın bir süre küvözde yaşam mücadelesini içeren gecesiz gündüzsüz ucu açık bir zaman dilimini kapsıyordu.

uzun lafın kısası Tilbe Ada yaklaşık bir ay kadar bizden uzak kaldı. onun doğumu ne ağabeyininki gibi gününde ve sağlıklı, ne ablasınınki gibi karmaşık oldu. fazlasıyla zamansız ve aceleydi. itiraf etmek gerekirse onu kaybetmekten çok korktum. bu korkum henüz geçmiş değil. geceleri muhakkak birkaç kez uyanıp nefesini dinliyor, ateşini ölçüyorum.

hâlimden anlaşılacağı üzere sevgili günebakanım, haftalardır gün yüzüne çıkamayışının nedeni bu gayet insanî ve yaşamsal durumdu. ne de olsa her şeyin başı sağlık.

26 Mart 2026

Ben kimseyi öldüremem dostum. Bırak öldürmeyi bile isteye zarar bile veremem. Ne zaman öfkeme yenilip söve saça ayaklansam çok geçmeden içimden bir şey yüreğime tutunup aşağı çeker beni. Hızlandırılmış bir empati sarar zihnimi. İnsandır, hata yapar klişesiyle cebelleşirken sakinleştiğimi fark eder, çoğu zaman vazgeçerim öfkemden. Oysa öfke, en az sükûnet kadar ele geçirir beni. Fakat öfke sükûnet kadar değerli gelmez. Bazen bu hâlime kızsam da şöyle genel toplama bakınca zararda olmadığım için şanslı hissederim. Telafisi mümkün olmayan nice olayla dolu dünya. Aman diyeyim, evlerden ırak, aman.

 

27 Mart 2026 

 Tarihle bağı olan, çağa uygun, doğayla uyumlu, insanı yaşatan şehirler kuramadığımız gibi dijital çağda internetin her alanda kullanılmasına rağmen dijital mecraları da layıkıyla kullanamıyoruz. Zira bu bir kültür göstergesidir. Yaşayan kültürü zayıf toplumlarda ne kadar bina yapılırsa yapılsın şehir kurulamaz, aksine gecekondular inşa edilmiş olur. Sosyal medya kullanımlarımıza bakınca rahatlıkla söyleyebilirim ki bizim toplumdan çıksa çıksa dijital gecekondular çıkar. Bu gecekondular ise haktan ziyade linç ve saldırı kültürünü destekler. Zihni yapısı gecekondu gibi olandan sağlıklı, yararlı, sağduyulu düşünce çıkmaz. Çıkmadı. Çıkmıyor. Her devir kendi paralı askerlerini yaratıp devrin efendilerine, kapitalistlerine, fenomenlerine biat ettiriyor ve üstelik bunu herhangi bir insani gereklilikle izah edemiyorsanız iyi ile kötünün savaşında şimdilik bir seyirci, ardından mahkûm, en sonunda ise mağdur olacaksınız demektir. Dijital gecekondular yerine modern dijital yaşam alanları kurmayı öneriyorum (kendi kendime).

 

15 Nisan 2026

İnsanı dehşete düşüren bir gün yaşadık. Çocuk yetiştirmeyi sil baştan yazacak, bütün eğitsel yaklaşımları alaşağı edecek kanlı bir okul baskınıyla henüz ağzı süt kokan çocuklarımızı kaybettik. Üstelik katil de okulun öğrencisi. Güvenlik zafiyeti, ebeveyn ilgisizliği, ruhsal sorunların sümen altı edilmesi vs. birçok sorun sayabiliriz fakat ele ne geçer şu saatten sonra. Gözümüzden sakındığımız, uğrunda uykusuz kaldığımız çocukları tüm gelişim alanlarıyla destekleyip hakkıyla yetiştiremedikten sonra neye yarar. Hangi ilaç derman olur açılan bu yaraya.

Çocuk yetiştirmek boşluk kabul etmez, ihmale hiç gelmez. Uzun yıllar, hatta belki bir ömür süren büyük sorumluluk işidir. Birçok velinin kabul etmediği akran zorbalığı meselesiyle bir an önce yüzleşip eğitim yalnız okul dersleriyle ilgili olmadığını kanıksamanın vakti geldi, geçiyor. Daha geç olmadan, daha çok çocuk kaybetmeden paydaşların işin ciddiyetini kavraması elzemdir.

Olayın detaylarını öğrendikçe kahroluyor insan. Öyle bir vahşet ki tanık olan, haberdar olan herkesi derinden yaraladı. İster istemez fakültede öğrendiğimiz bazı kuramlar akıyor zihnimden. John Locke haklıymış diyorum. Locke, yenidoğan insan zihnini boş bir levhaya benzetiyor. Dolayısıyla o zihni işleyip biçimlendirmenin ve karakterini inşa etmenin dışsal etkenlere bağlı olduğunu söylüyor. İnsan, nasıl işlerseniz o yönde büyüyor. Ne öğrettiyseniz öyle davranıyor. Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. İlgisiz bıraktığınızda mutlaka başka bir ilgiyle karşılaşıyor. Yönlendiriliyor, biçimlendiriliyor, farkında olsanız da olmasanız da o boş levha işleniyor. Sonuçları bir zaman sonra ürkütücü ve kaçınılmaz olabiliyor.

 

19 Nisan 2026

Oldukça sık düşünüp seyrek yazıyorum. Zira yaşadığım fiziksel çevre beni ben yapan tüm değerleri zedeleyip hâlâ yaşamaya değer bir yer midir dünya sorusunu çoktan geride bıraktırarak hâlâ yazmaya değer bir yer midir dünya, hele de Maraş dedirtiyor. Genelde öfkeyle ara sıra sakin buluyorum kendimi. O sakin anlarımda düşüncemi dizginleyip notlar alıyor, benim öfke duyduğum sözde yeni şehir inşasından yeni nesil vatandaş algısına; yeşile düşman, betona hayran kafaya; gücünü milletten alıp millete sırt çevirenlere; haksızlığa, hukuksuzluğa, yolsuzluğa, arsızlığa; sermayeyi baş tacı ederken emeğin sömürülmesinden hiç gocunulmamasına; hakkını arayanı bozguncu olarak yaftalayıp hak yiyene efendi denmesine; paraya, pula, güce, makama, Ankara’daki tanıdıklarına tapanlara; insanları tarttıkları bozuk teraziye göre kendi kıt akıllarınca eleştirenlere kul hakkı, adalet, insanlık, merhamet, vicdan gibi zaten iyi bir insanda bulunması gereken temel değerleri hatırlatmayı kendime, aileme, çevreme ve inandığım değerlere borç biliyorum.

Nihayetinde bu toplumda sözünü ettiğim süreç ömrü törpülüyor. Yaşam sevincimi, umudumu, samimiyetimi, saygımı ve sevgimi azaltıyor. İnsanı tanıdıkça insandan, hatta insancıl olandan uzaklaşmama neden oluyor. Fakat yine de mücadele etmekten alamıyorum kendimi. Karanlığın içinde yürürken elimdeki kandili söndürmeyi becerebilsem rahat edeceğim muhtemelen, fakat o kandilin bizzat kendim olduğumu fark ettiğimde insani tüm duyguların içimden aktığını, zihnimi sıfırlayıp başa döndüğümü, kısır bir döngüde belki ama bir ihtimal bu karanlığı paylaşa paylaşa azaltacak kandillerin çoğalacağı inancıyla zihnime yeniden, yeniden, yeniden peyda olan ruhi düşünceden kurtulamıyorum.

 

20 Nisan 2026

Körpe fidanlardan mızrak yontan sistemin çıktısı meyve veren ağaç olamaz. Eğitim uzun yıllar alan bir yatırım. Eğitim, neticesini yetişkin bir birey olarak kendi hayatını idame ettirip topluma katkı sunan nesillerle gösterir ve yaşam boyu sürer. Kalabalığa esir düşen doğanın ve doğal kaynakların dünyanın her köşesinde çoğunluğu eğitimli insanlardan oluşan çağdaş topluluklarla bütünleşmesi sürdürülebilir bir yaşam için çok değerli. Ne ki bu yaşam mücadelesinde herkesçe öncelenen bir konu değil.

 

21 Nisan 2026

Bir süredir Braille alfabesiyle ilgileniyorum. Bu alfabeyi öğretmek için yazılmış bazı kaynak kitapların haricinde pratik yapılabilecek matbu kitaplara ulaşmak ne yazık ki zor ve ulaşılabildiğinde ise pahalı. Amazon Türkiye sitesinde kitaplara bakınırken Can Yayınlarının yayımladığı bazı kitapların sağ alt köşesinde bulunan logolarının altında braille yazdığını fark ettim. Vakit kaybetmeden listelenen kitapları sipariş ettim. Can Yayınları ile Amazon Türkiye şirketi, 2023’ün son aylarında 25 klasik eserden oluşan Braille alfabe baskılı kitapları ortak bir projeyle hazırlamışlar. Diğer yayınevlerine örnek teşkil edebilecek bir girişim.

 

22 Nisan 2026

Mesut Barış Övün’ün öykü kitabı Neyse ki Günler Uzadı’yı okuyorum. Kitabın ilk öyküsü Görüntüler’de geçen şu pasaj tatlı bir tesadüf oldu bana:

… sonra Nazlı’ya biraz Louis Braille’den bahsediyor. Alfabenin ortaya çıkışı ve yaygınlaşması gibi şeyler. Bunun çok önemli bir gelişme olduğunu söylüyor Adnan, kaç kişinin hayatını değiştiriyorsun, bir düşünsene, diyor. Braille alfabesinden bahsederken gözleri parlıyor Adnan’ın.

Zira çok uzakta bir yerde, bambaşka yaşamlara sahip bir avuç insanla benzer duygular taşımak, benzer hassasiyetlerle yaşamı ele almak içine düştüğümüz şu insancıl çoraklık çağında yalnızlık hissimi azaltıyor.

 

Bu habere tepkiniz ne oldu ?

Beğendim Beğendim 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Güldüm Güldüm 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Duygulandım Duygulandım 0
Kızdım Kızdım 0

Yorumlar (0)

User